MEZHEP MAKYAJLI ETNİK STRATEJİ

0
1467

                                                  

                                                                                                                   

Bölücü terör örgütünün, güdümlü müttefikler, paravan kuruluşlar aracılığıyla etkinlik alanını genişletme stratejisinin iki güncel örneğiyle başlayalım yazımıza.

PKK’nın güvenlik güçlerine yönelik saldırı kampanyasına ve eli kulağındaki kent ayaklanmalarının bastırılması önlemlerine karşı geliştirilen kontratağı planlayan üst aklı gerçekten kutlamak gerekiyor! Ülkenin Güneydoğusunda kamu otoritesini yok etme, kolluğu karakollara ve kışlalara hapsetme stratejisini etkisizleştirme kapsamında alınan önlemleri batıdaki maskeli müttefiklerle aşma girişimine biraz daha yakından bakalım.

Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan’ın 16 Eylül günü Okmeydanı Cemevi’nde düzenledikleri basın toplantısı “ mezhep makyajlı etnik strateji! ” açısından ilginç özellikler gösteriyor.

Basın toplantısında dernek temsilcilerinden oluşan 45 kişilik bir heyetin Diyarbakır, Cizre, Silopi, Varto ve Tunceli’de incelemelerde bulunmak için yola çıkacağı açıklandı. Güzergah boyunca yol üzerindeki Aleviler tarafından karşılanacak olan heyet üyelerinin Cizre’ye su; valilikten izin çıkması halinde Dağlıca Taburu’na ekmek götüreceği belirtildi.

Toplantıda Alevi dernekleri adına açıklama yapan Baki Düzgün; “ Biz Aleviler, PKK’dan derhal ve önkoşulsuz ateşkes ilan etmesini, devletten de derhal ve önkoşulsuz operasyonlardan vazgeçmesini istiyoruz. Cumhurbaşkanı’ndan gerilimi tırmandırmaktan vazgeçmesini istiyoruz. Dolmabahçe mutabakatına geri dönülmesini istiyoruz… Bu gün Cizre’ye baktığımızda Gazze’yi görüyoruz, Kerbela’yı görüyoruz.Cizre örneği ortadayken kimse Türkiye’deki durumun İsrail’in Gazze’ye reva gördüğü bir durumdan farklı olduğumuza dünyanın inanmasını beklemesin” dedi.

İlk bakışta dengeli, hakkaniyet gözeten bir duruş olarak görülebilecek açıklamanın tümü incelendiğinde, etnik kalkışma içinde olan yasa dışı bir örgütle teröre karşı önlem geliştirmeye çalışan devleti eşitleyen terazideki tuhaflık hemen dikkati çekiyor. Bir diğer tuhaflık ise, terör örgütünce etnik kalkışmanın laboratuarı seçilen Cizre’deki etnik inisiyatifin, “Kerbela kültünün” masumiyet ve mağduriyeti ile özdeşleştirilmesidir. Cizre, Kerbela’ya dönüşünce Türk Silahlı Kuvvetlerine ve polise,  İslam Peygamberinin torunu Hz. Hüseyin’i ve ailesini katleden “Yezit” likten başka bir sıfat kalmıyor!

“Mezhep makyajlı etnik strateji” nin ikinci örneği Tunceli’den. Seyit Rıza Meydanı’na çadır kuran bazı Alevi kanaat önderleri bölgede çatışmalı ortamın son bulması ve “Çözüm Süreci”nin yeniden işler hale getirilerek “barış” gelmesi için 4 günlük dönüşümlü açlık grevine başladıklarını duyurdular.

HDP Tunceli Milletvekili Edibe Şahin’in de katıldığı basın açıklamasının ardından söz alan Ağuiçen Ocağı piri Hasan Genç; Türkiye’nin temel sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğunu belirterek; “Bu sorunun şiddet ve çatışma yöntemleriyle değil, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözüleceğine inanıyoruz. Açlık grevimizin amacı da tarafları bu noktaya çekmektir. Maalesef biz açlık grevindeyken bile birçok yerde çatışmalar yaşandı. Her iki taraftan da yaşamını yitirenlerin yanında sivil canlar da hayatını kaybetti” diye konuştu.

Yeniden çözüm sürecine dönülmesi gerektiğini belirten Genç; ” Karşılıklı ellerin tetikten çekilmesi ve tahkim edilmiş bir ateşkesin hızla devreye girmesi, müzakerelere kaldığı yerden devam edilmesi, Dolmabahçe mutabakatına geri dönülmesini istiyoruz. Türkiye’yi ve insanımızı rahatlatacak, ölümleri sonlandıracak, doğamızın tahribini önleyecek bu üç ilkenin hemen masaya yatırılması isteğimizi tekrarlıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.

Açıklamanın içtenliği konusundaki ilk kuşkuyu grev çadırının ön yüzündeki afiş uyandırıyor. Büyük puntolarla yazılmış; “Yezit’ in zulmüne karşı Hüseyinleşiyoruz” cümlesi bir yerlerden tanıdık geliyor. Kimin Yezit kimin Hüseyin olduğunun keşfi ise sizin ferasetinize kalıyor!

Anayurttan Anadolu’ya taşınan bin yıllık inanç ve kültür mayasının, toplulukları millet yapan kimyanın, derin bilinçaltında yaşatılan ortak geçmişin birleştirici kodlarının kimi çakma dernek mekanlarında Cumhuriyet’e, uygarlığa karşı isyan sembolünün gölgesinde nasıl heder edildiğini ibretle izliyoruz.

Zamanın Ankara valisinin zamanın sosyalistine; “Bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor!” dediği söylenir. Postmodern açılım döneminde Anadolu’nun mazlum ve mağdur Türkmen’ine;  “Alevilik gündeme geldiğinde biz temsil ederiz, size ne oluyor!” azarının basıldığı günleri yaşıyoruz.

Anadolu Aleviliğinin manevi merkezi Hacıbektaş, manevi önderi, ser çeşmesi Hacı Bektaş Veli’dir. Bu yalın gerçekliğe sırtını dönerek yüzüne Pir Sultan maskesi geçirip postmodern Hızır Paşalığa soyunan yol düşkünleri Hak divanında kuşkusuz ki başlarını yerden kaldıramayacaklardır. Durdukları dardan destursuz asla kurtulamayacaklardır!

“Mezhep makyajlı etnik strateji” doğrultusunda İstanbul Tunceli hattında kurulan Dolmabahçe mutabakatının, önümüzdeki dönemde fazla mesaisini sürdüreceği anlaşılıyor.

Aleviliği “Siyasal Kürtçülük” lokomotifine son vagon olarak ekleme tezgahının kurgulayıcıları unutmasınlar. Nice kırımların, nice kıyımların yolundan döndüremediği milyonlarca canın birlikte atan yüreği sizin tüm tuzaklarınızı, kumpaslarınızı bir kez daha alt üst edecektir!

 

 

 

Önceki İçerik İKİNCİ SARISÜLÜK CİNAYETİ                                                                                    
Sonraki İçerikGÜLE GÜLE ÇAĞDAŞ NASREDDİN HOCA
Hüseyin Özbek
1951 yılında Kastamonu'da doğdu. Çorum Öğretmen Okulu sonrası Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde öğrenim gördü. Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 2002-2004 arası İstanbul Barosu Baro Meclisi ve İnsan Hakları Merkezi yürütme kurullarında bulundu. 2004-2006, 2006-2008, 2008-2010 dönemlerinde İstanbul Barosu Yönetim Kurulunda Genel Sekreterlik görevini yürüttü. Roman, öykü çalışmalarını sürdürmektedir. Deneme ve eleştiri türünde yayınlanmış kitapları vardır.2010-2012 döneminde İstanbul Barosu Genel Sekreteri olarak görev yaptı. ÇEKÜL -Çevre ve Kültürel Değerleri Koruma Vakfı- Yüksek Danışma Kurulu Üyesi, 68’liler Birliği Vakfı Danışma Kurulu üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır. Serbest avukat olarak çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.