Şehriyar ve Türkiye “Haydar Baba’ya Selam” Şiirinin Türk Edebiyatı’na Etkisi

Şehriyar ve Türkiye “Haydar Baba’ya Selam” Şiirinin Türk Edebiyatı’na Etkisi

4795

Şehriyar’ın şiiri, milli kimliğe dönüş ve kendini kavrayış evrenidir. Bu dünyayı içselleştiren her okur; Şehriyar sözü ve düşüncesi doğrultusunda, duygularının içdenizinde arınır, temizlenir ve saydamlaşır. Şairin şiirinde; uyum, özgün düşünce ve sözlerin armonisi ritmi, ölçü esnekliği, konuların renkliliği, ifadelerdeki yaşamsal gerçeklik, en önemlisi yüksek insani duygularla milli birlik meydana getirmiştir. Derin hümanizm; yaşam, güzelliğe ve insanlığa sevgi, tüm kötülüklere ve zulme, kötücül güçlere nefret üzerinde kurulmuştur. Bu şiir dünyasına konuk olan insanların duyguları vecde gelmiş, kalem erbabının hevesleri kanatlanmış, “Haydar Baba’ya Selam” ruhunda yeni eserler yazmaya öncülük etmiştir.

Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, “Türk Yurdu” dergisinin 1955 yılı Ekim sayısında ilk kez yayınlanan “Haydar Baba’ya Selam” şiiri büyük ilgiyle karşılanmış, güçlü yankılar doğurmuştur. Bu çekim gücü oluşturan dev eserin sevdalısı olan Hasan Elmas ise “Haydar Baba’ya Selam” manzum eserinin birinci bölümünün 1954 yılında “Azerbaycan” dergisinde yayınlandığını belirtmektedir. Ankara’da neşrolunan “Azerbaycan” dergisinin Eylül-Ekim 1954 tarihli 30.–31. sayılarında yayınlanmaya başlanan şiir, Temmuz-Ağustos 1955 tarihli 40.–41. sayılarına kadar devam etmiştir.

“Haydar Baba’ya Selam” manzumesi hakkında Mehmet Emin Resulzadenin “Edebi Bir Olay” başlığıyla ilk bilimsel araştırması ise 1955 yılında, “Azerbaycan” dergisinin 4. 5. 6. ve 7. sayılarında yayınlanmıştır (81, s.12).

Şiir aynı dönemlerde “Türk Yurdu” dergisinin Ocak-Ekim 1955 tarihli sayılarında da yayınlanmıştır. Türk meslektaşları yıllar içinde Şehriyar’a çok sayıda cevap, ithaf şiirleri yazdılar. Böylece, “Haydar Baba” edebi ekolünün Türkiye kolu oluştu, ardı ardına sanat incileri, mükemmel eserler meydana geldi. Bu konuda Prof.Dr.Namık Açıkgöz, önemli bir saptamada bulunur: “Günümüzde en fazla atıfta bulunulan şair; meşhur Azerbaycan şairi Muhammed Hüseyin Şehriyar’dır (1907–18 Eylül 1988, Tahran). Hemen hemen Türk dünyasında bilinen ve hatta lirizm ve muhteva açısından adeta bir ‘bayrak şiir’ haline gelen “Haydar Babaya Selam” eseri olsa gerektir” (82. s.14–21)

Canani Dökmecinin Elazığ (Harput) ilini ve yörelerini betimleyen 79 beyitten oluşan “Bizim Dilden Bizim Köy”, Hayrettin Tokdemir’in Kocabey köyünü anlatan 108 bentlik “Kocabey”, Zeynalabidin Makas’ın 50 bentlik “Hoş Anılar”, Fahri Unan’ın 1981 yılında Orta Anadolu şivesiyle yazdığı “Çiçekliye Selam” ve Muhammet Nur Doğan’ın “Ağrı Dağına Selam” manzumeleri “Haydar Baba” edebi ekolüne Türkiye’den bahşedilen armağanlardır. Şehriyar mirasını uzun yıllar devamlı olarak inceleyen Dr. Yusuf Gedikli Türkiye’de yazılan nazirelerden tarafımızdan bilinmeyenlerini de elde etmiştir. Bunlar:

Esat Kabaklı’nın “Göllübağ’a Selam” (Göllübağ Kabaklı’nın memleketinde bir gölün ismidir. 11 Ekim 2008 gününedek beşlik sayısını 50’ye çıkartmış, daha da yazmaya devam etmektetir) adlı 50 beşlikten,

Fırat Kızıltuğ’un “Bayburt Şikesteleri” adlı 25 beşlikten,

Ekrem Kaftan’ın “Evran Dağı’na Selam” adlı 5 bölümden oluşan 59 beşlikten,

Ali Akar’ın “Yıldız Dağı’na Selam” isimli 10 beşlikten,

Yasin Hatipoğlu’nun “Haydar Babaya Rapor” (Yasin Hatipoğlu Yozgat’ın Sarıkaya beldesindendir; Refah, Fazilet ve Saadet partile­rin­den Yozgat milletvekilliği yapmıştır. Naziresini 17-21 Temmuz 2003’te yazmış, fakat yayınlanmamıştır) isimli 30 beşlikten;

Lütfi Şahsuvaroğlu’nun “Cemal Amca” (Henüz yayınlanmamıştır. Nazirede şahsa hitap edilmekte, bu meyanda Türkiye ve dünya ahvali hikâye edilmektedir) isimli 146 beşlikten oluşan nazirelerdir (10, s.78–79).

Fahri Unan’ın 1981 yılında Orta Anadolu şivesi ile kaleme aldığı “Çiçekliye Selam” manzumesi,

Muhammet Nur Doğan’ın “Ağrı Dağı’na Selam” eseri de “Haydar Baba” çizgisinde kendine özgü yeri olan özgün bir eserdir.

Şehriyar şiirinin etkileyici gücünden kurtulamayan, Şehriyar’ın sesine ses veren diğer Türk soydaşları: Verdi Kankılıç “Şehriyar’dan İlhamlar”, Aydil Erol “Şehriyar’a Sesleniş”, Ali Korkut Akbaş “Şehriyar”, Hüseyin Perviz Hatemi, Servet Gürcanhan ve Tuncer Gülensoy’un “Şehriyar’a Sesleniş’’, Nihat Yücel’in “Şehriyar’a Selam”, Mustafa Kayabek’in “Haydar Baba Gölgesinde”, “Şehriyar’a Selam ve İthaf”, Esat Kabaklı, Emin Güzelsoy, Fırat Kızıltuğ ve diğerleri şiir ve menzumelerinde üstadın, daha çok sosyal motif içeren eserlerinden etkilenmiş ve benzeş ruhta koşuklar yazmışlardır. Şehriyar’ın vefatı nedeniyle ise Türkiye’de Ali Korkut Akbaş, Süleyman Büyükdağ ve Arasoğlu ona veda ve matem şiirleri yazmışlar. Tüm bu seslenişler, nazire ve tahmisler, elbette 20. yüzyılın sanat dehasına ve Azerbaycan halkına büyük muhabbetten kaynaklanıyordu. Hasan Aras’ın da yazdığına göre, “Türkiye’de Şehriyar hakkında müspet düşünceler dışında değişik sesler yükselten pek kimse olmamıştır. Nihat Yücel ‘‘Şehriyar’a Selam’’ şiirinde kan kardeşinin yaratıcılığına yüksek değer verir, derebeyliğe, ulusal ayrımcılığa, hâkim dil, hâkim millet felsefesine nefretini bildiriyor. O, sadece Güney Azerbaycan Türklerinin değil, Kafkasya, Kerkük, Yunanistan, Türkistan Türklerinin de halen tutsak gibi, elleri kolları bağlı esaret içinde yaşadıklarından duyduğu üzüntüyü, acı mısralarına yansıtır:

Yeter Şehriyar’ım, bu kadar yeter,
Günden güne derdim katlanır, artar,
Tutsak olan daha kaç Türkler var! …
Kafkasya, Türkistan, Kerkük, Rumeli
Tutsak Türk, fakat hepsi Türkmen (82.s.310.).

Türklüğe, Turan’a, ve Türk halklarına olan büyük sevgi

Bu içgen Şehriyar’ın şiirlerine de yansıtmıştır. “Türkiye’ye Hayali Yolculuk” şiirinde bunları görürüz. Bu şirinde seçkin Türk şairleri Mehmet Akif’in, Yahya Kemal’in, Tevfik Fikret’in adlarını zikreder. Bir çağı kapatıp, yeni bir çağı açan Fatih Sultan Mehmet’i, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü yürekten alkışlar. Başkent Ankara’ya, ‘denizler kızı, derya gelini’ İstanbul’a candan sevgisini ifade eder. Türk’ün şanlı tarihinden gurur duyar, bu kahramanlar ülkesinin zaferleriyle övünür. Bu yurdu görmek, gezip dolaşmak arzusunu gerçekleştiremediğinden kalbinde kök salmış uzun yılların özlemini dizelere aktarır. Tıpkı Hasan Aras’ın da söylediği gibi: “Şairin bu şiirlerinden anlaşılan odur ki, Türk diline bağlı olduğu gibi Türkiye’ye de büyük bir özlem içindedir. Türkiye’yi hiç görmediği halde görüp dolaşan birinden çok daha güzel tasvir etmiştir. Birçok vilayeti özellikleriyle birlikte anlatırken ünlü kişileri de anmadan geçmemiştir. Şair, Bakü’ye, Kuzey Azerbaycan’a olduğu gibi, Anadolu Türkiye’ sine hayalen yolculuğunu dizelerinde sürdürür:

Gelmişem nazlı hilal ölkesine
Fikret’in ince heyal ölkesine
Akif’in marşı yaşardıp gözümü
Bahıram Yahya Kâmal ölkesine.

Bura Jön Türkiyye’nin paytahtı
Atatürk intihabı Ankara’dır
Sabiġ İslambul idi, çoh da gözel
Amma serhed bura nisbet aradır…

O gözeller gözeli İslambul
O denizler gızı, derya gelini
Sanki derya çiçeyi nilüfer
Gol açıp sahile atmış elini (1, s.129).

Bu değerli eserde Şehriyar tarihsel yanılgımıza; düşman fitnesinden kaynaklanan Çaldıran savaşı gibi acı olayların yaşanmasına üzüldüğünü işaret ediyor. Fakat “Dili, dini, kanı bir kardeşlik, sözü bizdense, ne ağlar tarih/Mahkûm ederek başkanları, kara milletleri dağlar tarih” diyen şair iyimserliğini korur… Her bir fitne çıkaran halkın veya devletin cezasını da tarihin, zamanı geldiğinde vereceğine emindir:

Déyirem Akif ile gâh cumalım
Üfugun cilve-yi maviyyetine
Gâh Kâmal’dan gol alıp yükselelim
Bahalım Fikret’in ulviyyetine

Gel sıhag bir kere gardaşlıg elin
Le’n édek na-helef eslafımıza
Bunu Nadir de o vaht duymuşdu
Goy mehebbet gala ehlafımıza.

Görüm ay nazlı hilalım sancag
Parlasın gét-géde bu sönmez ocag
Démirem biz gul édek dünyanı
Dünya ancag bizi insan sanacag (1, s.130).

“İstiklal Marşı”nın yazarı Mehmet Akif Ersoy’un adını gururla anan Şehriyar bu istiklal mücahidinin düşünce ve amaçlarını destek­li­yordu. “Türkiye’ye Hayali Yolculuk” ve “Türk Evladı Gayret Vaktidir” isimli şiirlerinde bu eğilimi açıkça ortaya çıkmaktadır. O, Mehmet Akif’in ‘İstiklal Marşı’’ şiirindeki fikirlerinden güç alıyordu:

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhatım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! Dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın (92).

Şehriyar, Türk yurdunun, Türk illerinin; yani Turan’ın, böylece de tüm dünyada yaşayan Türk halklarının birliğini görmeyi arzu ediyordu. “Türk Evladı Gayret Vaktidir” isimli şiirinde de okuyucu­larına Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerini okumayı ve bu eserlerden emperyalist güçlerin Türk halkına büyük zararlar verdiğini; hangi melânet ve hileler yaptığını öğrenmeyi, Türkün dost ve düşmanlarını tanımayı tavsiye ediyordu. Azerbaycan Türklerinin hem yaşadıkları dünyayı, hem de ahretlerini İslam’la kurtarabileceğini dile getiriyor, aynı zamanda tehlikelere karşı gerekli önlemlerin alınmasını diliyor:

Akif’in şiirine bak gör, neler etmiş bize küfür,
Her kademde kuyu kazmış ne de salmış derine.
Biz de İslam’a kayıttıkta gelin elbir olak,
Türklerin her iki dünyası kayıtsın yerine (3.s.132).

“Şehriyar, ırkçılık konusunda da Mehmet Akif ile aynı düşünceleri paylaşarak, hiçbir ırkın bir başka ırktan üstün olamayacağını dile getiriyor.” (83) Üstat şair bazı şiirlerinde evrenselci tutum alıyor; bütün dünyada barışın olmasını, halkların bir devlet, bir bayrak altında mutlu, bahtiyar yaşamalarını, çizilmiş sınırların silinmesini diliyordu. “Hakkın Sesi” manzumesinde bu düşüncelerini biraz da isyancı hâl alarak hümanizmasına yansıtır, Tanrıya varışın, ebedi mutluluğun Arş-ı Alâda Hakk’ın dergâhında olduğu kanaatini sergiler:

Bize Yerküresi dar bir kafes,
Yeter bu kafeste yaşamak.
Yalancı sınırlar silinsin gerek,
Arzın bütünlüğü bilinsin gerek.
Kalkak yıldızlara, aylara kalkak,
Dünya’ya yüce bir zirveden bakak… (14, s.343).

Ahmet Ateş “Şehriyar ve Haydar Baba’ya Selam” eserini 1964 yılında Ankara’da yayınlamıştır. Türkiye’de M.E.Resulzade’den sonra A.Ateş’in kitabında yer alan analitik bakış açısı ve ilmi yaklaşım ilk kez şairin hayatı, eserleri, hem de “Haydar Baba’ya Selam” şiirinin özgül ağırlığı, içerik, sanatsal özellikleri ve tüm Türk dünyasını kapsayan dalga boyutu hakkında düşünceleri yansıtılmıştır. Ahmet Ateş şair ve şiir hakkında ayrıntılı önsözüyle birlikte “Haydar Baba’ya Selam” eserini yayınladıktan sonra, Türkiye’nin edebiyat tarihçiliğinde Şehriyar konusu layık olduğu konumu kazanmaya başladı. Muharrem Ergin, Ali Yavuz Akpınar, Saadet Çağatay, Ahmet Gafaroğlu, Osman Sertkaya, Ahmet Bican Ercilasun, İldeniz Kurtulan, Yusuf Gedikli, daha sonra ise Hasan Elmas, İsa Özkan, Ahmet Polatlı ve diğerleri Şehriyar mirasının belli meselelerini ortaya koydular. Esasen “Haydar Baba’ya Selam” manzum eserini araştırma nesnesine dönüştürerek söz, güzel düşünce ve ifadelerin ustası olmakla, zamanının en ünlü lirik şairlerinden biri zirvesine oturan Şehriyar hakkında kendi bilimsel düşünce ve görüşlerini yayınlamışlardır. Azerbaycan ve Turan sevdalısı, büyük bilim adamı Prof. Dr. Yavuz Akpınar, Muharrem Ergin’in “Azeri Türkçesi” kitabını en değerli inceleme eseri sayıyor ve kitabın ders kitabı olarak okutulduğuna dikkat çekiyor: “Azerbaycan Türkçesi hakkında Türkiye’de şimdiye kadar yapılan en yetkin ve önemli araştırma Muharrem Ergin’in” Şehriyar’ın “Haydar Baba’ya Selam” adlı manzum şiirin transkripsiyonlu metni, Türkiye Türkçesine aktarılması ve bu metinler üzerine derinlemesine, tarihi perspektif de dikkate alınarak yapılan “Azeri Türkçesi” adlı araştırma kitabıdır. Bu eser, yazıldığı tarihten itibaren bütün Türk üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Kitabın başındaki “Önsöz”de Batı Türkçesi içinde zamanla gelişen Azeri Türkçesinin ortaya çıkışı, eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıcayla mevcut bağları, tarihi gelişiminin ana hatları titizlikle ortaya konulmuştur.

Prof. Dr. Hamlet İsahanlı: “Bazı durumlarda Şehriyar’ın ve diğer Güney Azerbaycan yazarlarının eserlerinin Türkiye’deki yayını Sovyet Azerbaycan’ından önce neşrolunurdu. Bu alanda Ali Yavuz Akpınar’ın da harikulade hizmetleri olmuştur. Aslında, o, Şehriyar’ın hem dil, hem yayın, hem de eserlerinin ayrıntılı incelenmesi bakımından önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir” diyen hocamız bu konuda çok haklıdır (95, s.211).

Osman Sertkaya ise İran edebiyat tarihçiliği yoluyla giderek Türkiye’de Şehriyar ve “Haydar Baba’ya Selam”a yazılmış tazim ve nazireleri toplayarak “Haydar Baba’ya Selam” şiirinin Türkiye’deki akisleri” başlıklı üç makale halinde yazmıştır. “Türk Kültürü” ve “Azerbaycan Türkleri” dergilerinde yayınlanan araştırmasının ikinci bölümünde O.F. Sertkaya Şehriyar’a ithaf edilmiş yazıları, şiirleri iki gruba ayırmıştır:

  1. a) “Haydar Baba’ya Selam” manzum eserinin güçlü etkisi altında manzumenin biçim ve biçem özelliklerini olduğu gibi koruyarak Anadolu’nun herhangi bir köşesini nazımlaştırılan nazireler;
  2. b) “Haydar Baba’ya Selam”a cevap olarak, Şehriyar’ı alkışlayan, başarısını kutlayan ve şaire hitaben yazılmış nazireler.

Fakat Türkiye’de Şehriyar’ın bütün yaratıcılığını, özellikle de “Haydar Baba’ya Selam” eserini inceleyen ve Türkçe eserlerini külliyat halinde, “Şehriyar ve Bütün Türkçe Şiirleri” adıyla zarif biçimde ilk kez yayınlayan tanınmış Şehriyar uzmanı akademisyen, Dr. Yusuf Gedikli olmuştur. “Şehriyar ve Bütün Türkçe Şiirleri” değerli monografisi hem de onun Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi (AMBA) Nizami Edebiyat Enstitüsü Güney Azerbaycan Edebiyatı Bölümünün işbirliği ve bilim adamı merhum Nazım Rizvanov’un başkanlığında yürütülen yoğun ve verimli bilimsel araştırmaların sonucudur.

1) Şehriyar’ın hayatı ve sanatı;

2) “Haydar Baba’ya Selam” ve Şiirler;

3) Fotoğraflar, resimler ve sözlük.

Yusuf Beyin araştırmaları Türkiye’de ilgiyle karşılanmış, dönemin seçkin bilim adamları ve uzmanları araştırmacı hakkında hoş sözler, değerli fikirler söylemişler.

Şehriyar’ı Türkiye’de ilk defa neşreden Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’dür; Ahmet Ateş, “Haydar Baba’ya Selam”, (Ankara, 1964). İkinci “Haydar Baba’ya Selam”da (1 Nisan 1965) Prof. Dr. Muharrem Ergin tarafından Türk Kültürü dergisinde neşredilmiştir. Yavuz Akpınar da “Şehriyar’ın Türkiye’de Neşredilmemiş Bazı Türkçe Şiirleri”ni Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi Ahmet Caferoğlu özel sayısında yayınlamıştır. Şimdi Şehriyar’ın tüm Türkçe şiirlerini içine alacak bir yayına ihtiyacımız var (83).”

Şairin Türkçe yaratıcılığına genel bakışını yazın alanına taşıması, Türkiye okuyucularına Şehriyar’ı daha yakından tanıma olanağı yaratması da akademisyenlerin geleneklere bağlılığının kanıtıdır. Şehriyar’ın hayatı, eserleri, sanatı, Türkçe şiirlerine ve “Haydar Baba’ya Selam”a tümel bir gözlemin sonucunda baktığı yerden bakıp örnek olarak sunuyoruz: “Şehriyar duygusal, gerçekçi ve toplumcu, insan sever, halk sever, barışsever şairdir. Şehriyar’ın; halk edebiyatı geleneğine bağlı kaldığı şiirleri, yalın; aruzla yazdığı şiirleri çetrefillidir. Fakat genel olarak yalın dille yazdığını söylemek mümkündür. Şiirleri son derece ahenkli ve hatta musikilidir. “Haydar Baba’ya Selam”in sevilip benimsenmesinde, Şah faşizmi tarafından yasaklanan Türkçeye olan susamışlık, sanayi toplumuna geçiş aşamasındaki kitlelerin manevi kültürlerine olan özlemi vardır. İnsanların kaygısız, dertsiz, sorunsuz, sorumsuz ve masum çocukluk hatıralarının olağanüstü ifade edilme kabiliyeti, şiirin edebi yönden mükemmelliği, biçim, vezin, dil ve üslup bakımından geleneğe bağlılığı, doğanın, köyün sosyal ve iktisadi yaşamının olağanüstü güzel yansıtılması başlıca rolü oynamıştır (10, s.87).”

“Haydar Baba’ya Selam” şiiri Şehriyar’ın Azerbaycan halkının milli manevi değerlerinin, kültürünün, anadilinin, kendi toprakların korunmasına en yüksek sesle duyurduğu çağrısı, iç sesidir. Bu içses öz Türkçeye karışarak daha yükseklere yücelmiş, daha uzaklardan duyulmuştur. Türkiye’nin büyük şairi Aziz Nesin de Bağdat’ta iken Abdüllatif Benderoğlu’nun “Haydar Baba’ya Selam” şiirine nazire olarak yazdığı “Gürgür Baba” eserini okuduktan sonra Şehriyar’ın anadili sevdasını, kendi Türkçenin yasaklarla unutturulmasından dolayı endişesini daha derinden duyduğunu söylemiştir. Türkiye’de son yıllarda Şehriyar’ın hayatı ve yaratıcılığı ile ilgili Prof.Dr.İsa Özkan (“Şehriyar’ın Şiirlerindeki Kültürel Değerler”), Ahmet Polatlı (“Şehriyar ve Türk Edebiyatı”) ve Hasan Elmas (“Şehriyar’ın Hayatı ve Eseri’’) araştırmalar yaparak, makaleler yayınlamışlardır. Prof. Dr. İsa Özkan şairin sanatında gelenek ve yeniliği bir araya getirdiğini, klasik şiir ile modern şiir arasında sağlıklı bir köprü kurduğunu söylemiştir. Güney Azerbaycan Türkçesinin temelini 20. yüzyılda yeni bir edebi dil olarak adeta yeniden oluşturduğunu, “Kültürü sanatçı biçimde işleyerek yerelden evrensele ulaştırdığını” kaydetmiştir. “Bu dil ağzımda annemin ak sütü” diyen Yahya Kemal gibi “Türki, vallahi anneler okşağı lay-lay dilidir” (Türkçe, annelerin bebeklerini bağrına basarak söyledikleri ninnilerin dilidir) şeklindeki sözleriyle güzel Türkçenin sihirli atmosferini şiire taşıdığını iftiharla vurgular. Şairin, Güney Azerbaycan yazın dilini kullanma biçimiyle yenilikçi, öncü olduğuna ve bu özelliğin onu 20. yüzyılda Türk şiirinin zirvelerine çıkardığına dikkati çekmektedir. “Şehriyar’ın şiirleri geleneksel değerleri modern ve içten bir yaklaşımla çağdaş şiir dünyasına aktarır. Azerbaycan’ın mani, türkü ve âşık şiirinin içerik ve söylem biçimine yeni içerik unsurları ve söylem özelliği katar. Şiirlerinde İran ve Azerbaycan şairlerinin tekniklerine vakıf olarak Türk kültürüne ait folklorik zenginlikleri başarıyla uyarlayabilmesi, onu çok özel bir şair haline getirmiştir” (103,s.144). Dâhi Fuzuli’nin tabirince dersek, Şehriyar zengin söz sofrasının nimetlerinden armağanlar sundu:

Men güzel bir sofra açtım sözden ehli-aleme,
Orda bin zevk artıran her türlü nimet düzmüşem.
Kim gelir gelsin – gidersin her ne ister hatırı,
Kurtaran nimet değil, soframdan olmaz hiç kem!

Bu bölümde bahsettiğimiz “Türk dünyasına nesnel, karşılaştır­malı, güncelleyerek, tasnif disipliniyle” hareket eden Türkiyeli araştırmacılar; Türkiye’de, Osmanlı İmparatorluğunda yazıp üreten birçok şairin Azerbaycan kökenli olduğunu inceleyen ve Azerbaycan edebiyatının araştırılması alanında eşsiz ve değerli çalışmalar yapan Fuat Köprülü’nün manevi varisleridir. O, Fuat Köprülü ki, “İslam Ansiklopedisi”nin (1942) “Azeri” maddesinde Azerbaycan edebiyatına genel bakışını gündeme getiriyor. Osmanlı­cayı Batı Oğuz, Azerbaycan Türkçesini Doğu Oğuz edebi lehçesi, Azerbaycan edebiyatını ise üç büyük Türk edebiyatından biri olarak kabul ediyor (Osmanlı, Çağatay Edebiyatıyla birlikte). “…Fuat Köprülü, tüm Türk halkları edebiyatı tarihinde, Türk düşünce tarihine en çok nüfuz eden” (Hamlet İsahanlı) azametli edebiyat uzmanıydı.

Şehriyar’ın ve onun ölümsüz “Haydar Baba’ya Selam” manzumesinin Güney Azerbaycan halkında yeni tefekkürün, Güney Azerbaycan Türkçesinin gelişmesine gösterdiyi büyük hizmeti çok etkileyici bir tavrla inceleyen ve şairi Azerbaycan edebiyyatında Fuzuli, dünya edebiyyatında ise Goethe ile kıyaslayan Orhan Aras Genel Yayın Yönetmeni olduğu “Bakış” Aylık Kültür dergisindeki “Ülkemizde Kim Kırıldı, Kim Kaldı” isimli makalesinde şöyle diyor: “O, sadece şiir yazmamıştır. Dii hemen-hemen ebedi olarak yok olma durumuna gelmiş bir halka yeni bir ses, yeni bir nefes vermiştir. Onun dünyaca meşhur “Haydar Baba’ya Selam” şiiri yazılmamış olsaydı şimdi Güney Azerbaycan denilən bölgede Türk dili bu kadar zengin ve edebi kalamayacaktı (134, s.5).”

“Şehriyar şiiri o kadar mükemmel ve coşkulu bir şiirdir ki, hiçbir baskı o şiirin sesini ve ahengini yok edemez” kanaatında olan Orhan Aras şairin benzersiz şiirinin bu kadar sevilmesinin, Türk illerinde her bir edebiyyat, şiir sevdalısının ustad şairin eserlerinden, mahsusen “Haydar Baba’ya Selam”dan bir neçe beyit ezbere bilmesinin nedenlerini açıklayarak yazıyor ki, Şehriyar “şiirinde, özellikle “Haydar Baba’ya Selam” eserinde sadece dil deyil, mana, ahenk, biçim, lirizm, gerçekçilik, canlandırma zirve seviyyesindedir. O eserde bir halkı, bir devri bütün canlılığıyla, siyasi, sosial, ananvi, dini haliyle gözlerinizin önünde canlanır. Şehriyar şiirinin gerçek gücü onun hem halk dilinde yazılması, hem de müthiş bir ses müziği olmasıdır. Ayrıca şiirinin, özellikle “Haydar Baba’ya Selam” eserinin hayatın bütün yönlerini kavramasının yanısıra ayrılığa, ölüme, hayatın yok olub giden renklerine çok etkileyici bir şekilde vurğulaması onun herkes tarafından sevilmesine ve ezberlenmesine neden olmuştur (134, s.5).”

Şehriyar’ı “Gazel şairi”, “Ehlibeyt şairi”, “Haydar Baba şairi”, “Hasret şairi” diye adlandıran Mirza Resul İsmayilzade; şairin “El Huda” Yayınevi’nin yayınladığı Türkçe “Divan”ına yazdığı “Önsöz” de onun İran şiirinde yakaladığı üstün mevkisinin nedenlerini belirlemeye çalışır. Şiir ve sanat dünyasında kelimenin gücüyle yüksek makama erdiğini böyle ispatlar: “Şahlar, kumandanlar ordularıyla fethedemedikleri toprakları, ülkeleri Şehriyar sözü ile fethedebilmiştir. O, kılıçtan keskin sözüyle bu şöhreti kazanabilmiştir.”

Kılıç gibi keskin kelimelerin kudretiyle mutluluk türküsüne dönüşen “Haydar-Baba’ya Selam” manzumesine ilgi artarak çoğalıyor. Sanki okuyucu; Şehriyar’ın büyük sevgi dünyasının hipnozuyla bu muhteşem eserin akıntısına sürükleniyor… Salt bu özelliklerine göre de “Haydar Baba’ya Selam” manzumesine ilgi yalnız Doğu’da değil, Doğu kültürünü, irfanını seven ve öğrenmek isteyen birçok ülkelerde de kalmaktadır. Fikrimize destek olması için büyük M.E.Resulzade’nin yazdığı makaleden alıntı getiriyoruz: “İran şiirinin gerçek hükümdarı Şehriyar derken, Azerbaycan’a böyle eşsiz bir şaheser vücuda getirmesini öven Rövşenzemir, şaire niçin bu kadar meftun olduğunun sebebini araştırırken, bir şairin maşukasının dilinden yazmış olduğu bu sözleri anımsar. Bu sevgili diyormuş ki: “Beni gül üzüm, büyüleyici humar gözlerim için sevme, çünkü korkuyorum, bir gün bunların sonu gelir, o zaman bana karşı duyduğun ateş, istek de biter. Beni, nedenini bilmeden sev” (81,s.5).

Kuşkusuz, Büyük Şehriyar’ı; anlayan, anlamayan tanıyan, tanımayan her kes çok sevdi. Çünkü herkes onun eserlerinde kendi yaşantısından bir şeyler buldu. Geçmişini ve bugününü hissetti, duygu ve düşüncelerinin, gönül evinin şiirsel izdüşümünü seyretti…

Şehriyar’ın derin toplumsal, felsefi içeriği, bereketli anlatımıyla yüksek estetik değer taşıyan lirizminin ileri özelliklerini yaratarak, çağımızın en olgun ve lirik şiirini ortaya koymuştur. Ona nazire yazan şairler; Şehriyar’ın, derin toplumsal, felsefi düşüncesinden, cezbeli lirizminden, sanatından esinlenerek devrinin edebiyatını, söz sanatını yeni şiirsel keşiflerle zenginleştirdiler.

Türkiye Türkcesine aktaran:

Metin Özer

Henüz yorum yapılmamış

Yorum yap