Hoşgelişler Ola

0
1824

HOCALI HABER olarak çekirdek bir kadro ile çıktık yola. Sanal olarak varlığımızı beyan ettik. Hedeflerimiz ne? Aslında bir kağıt ve ya sanal gazetenin mi ve ya derginin mi hedefi ne olabilir? Tabii ki okuyucu toplumu ve ilgi. Ama arkadaşlar, bunlar çok hem de çok geride kaldı. Şimdi dünya informasiya savaşında bütün yazarlar, çizerler asker. Hah, tam burada söyleyelim ki, biz de askerliği tercih ettik. Kendi hakikatlerimizin ve hakikat bildiğimiz nesnelerin askeri.

Yaranma maksadımıza gelince kaybetmenin acısı olmasaydı bazı insanlar sırf kazanmanın zevki için harekete geçmezdi söylerler ya, bizim ki de tam o. Türkiye’ye yerleşeli 4 yıl oldu. Meslekim gazetecilik, tutkum ve hobim de. Arkadaş, bir ülkenin, hem de kardeşimiz (göbek ve kan bağı kardeşimiz) medyasından ünvanımıza ne kadar sert ithamlar ve yalanlar seslenir… Olsun. Kızmadık, kırıldık sadece, sarıldık kalemlere. En son ve dehşetli yalanının “babası” Ertuğrul Özkök’ün Bakü ve Ermeniler hakkında meşhur köşe yazısından sonra ise kara kara düşüncelere daldık. Unuttuysanız hatırlatayım: Bu adam Azerbaycan’a gelişi ve orada PRİPİYAT şehrinin merkez meydanında bizim insanların Ermenilerin başını kesmesinden sohbet açar, attığı çamura şahitlik için dünyasını değiştirmiş gazeteci, Azerbaycan’da da çok tanınan Mehmet Ali Birand’ın ruhuna hitab eder. Oysa Pripiyat dünyayı sarsan Çernobil Nükleer Santralinin yerleştiği bir şehir ve kazadan sonra harabe kalmış. Kara kara düşündük dedim ya. Elimde mesleken gazeteci olan bu adama yazılmış cevap İstanbul’da yerleşen gazetelerin ofislerini bir bir gezmekle 2 ay zaman harcadım. Nafile. Ve anladığım bu oldu ki aslında o Özkök’e kızmak yok, teşekkür etmek lazım. Bir yazı ile bizim sınırımız ne, yapabileceğimiz ve yapabildiklerimiz ne, bize gösterdi.

Ne oldu? Sözümüzü seslendirmeye bir tribün böyle bulamadık. Hıçkırığımız içimizde kaldı ya… Onda bak dedim, arkadaş, ne edip, ne yapıp sana ait olan, Türkiye’de ikâmet eden Azerbaycan evlatlarının sözünü diyecek bir tribün olmalı. Elimizi çabuk tutamadık, maalesef. Tam bir buçuk yıl geçti. Sonda başardık. Hayatın ve insanların yaptıkları haksızlıklara verilen en güzel cevap başarılı olmaktır, biliyorsunuz.

Türkiye’de 3 milyonun üstü resmi ve gayri resmi bir rakamla ifade edilen kaçak ikamet eden Azerbaycanlımız var. Demek biz bir ülkeyi oluşturacak sayıya malikiz burada. Ve hitab edeceğimiz toplumumuz var. Bu kadar kargaşa, vur-kaç içinde yarandığımızı seslenmek dünyanın hangi noktasında ise bir bebeğin doğuluşu kadar sevinç getirmeyecek. Farkındayız. Olsun. Bütün olumsuz düşünceleri boş verip bir yola çıktık ya, sonu hayırdır, İnşallah, Biz yalnız kendi toplumumuz, Azerbaycan adlı coğrafyadan gelenlere ünvanlanmadık, yaşadığımız bu toprağın evlatlarına kollarımızı açtık: bölücülük yapmadan, sağcı, solcu demeden, parti mensubluğunu öne sürmeden bu yurdun hakikatlerine sahib çıkan herkes bizimdir.

Aramızdaki bağları nasıl geliştirip, nasıl çözeriz derseniz, içinde yaşadığımız toplumu belki değiştiremerik, ama birlikte yaşadığımız topluluğu değiştirebiliriz.

Dünyanı değişdiremerik ama dünyamızı değiştirebileriz. İddamız büyük mü, büyük. Olsun. Amaçlar hep bir beden büyük olmalı ki, ona göre gelişelim. Aklımıza ve tabii sizlere güvendik.

Hoş gelişler ola.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.